Afrika Atasözü

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini; yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.”

Afrika Atasözü

 

KİŞİ KENDİNİ HASTA EDER, KİŞİ KENDİNİ İYİ EDEBİLİR


Bir ülkenin çirkin ve bakımsız bir kraliçesi varmış. Bu kraliçe bir gün tablosunu yaptırmak için bir ressama emir vermiş. Ressam uzun uğraşlar sonucunda kraliçenin resmini yapmış ancak bu resim kraliçeye çok da benzemiyormuş. Gayet tatlı bakışlı, sevecen ve güzel bir kadına benziyormuş. Ressam yaptığı bu resmi kraliçenin emri üzerine yatak odasına asmış. Kraliçe her sabah uyanınca bu resme bakıyormuş. Aradan biraz zaman geçmiş, kraliçe kendine daha çok bakmaya başlamış, uzun bir aradan sonra kraliçe tamamen o resimdeki kadına benzer bir güzelliğe sahip olmuş, kendine bakmaya başlamış.

Yukarıdaki hikâyede olduğu gibi, kişi her sabah kalktığında “bugün çok güzelim veya çok yakışıklıyım, kendimi çok iyi hissediyorum, çok güçlüyüm, kendimi seviyorum ve onaylıyorum” diye düşündüğünde birden kendini yaşadığı tüm sorunları ve hastalıkları aşabilecek bir güçte hissetmeye başlayacaktır. Bu değişimin temelinde “inanmak ve istemek” vardır. Yani kişi neye inanırsa, neyi isterse, bilinçdışı o mesajı vücuduna iletir.

 

PROBLEM KİMDE?

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi Duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne  kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. 
"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma  tonuyla bir
şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra  20 adım; 
cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"  O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi  uygulamaya  koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu  tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"  
Gene cevap yok 
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş  "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"  Hala cevap yok 
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu  tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"  Gene cevap alamamış  Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" 
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"  

Hikayenin ana fikri: 

Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki 
kişilerde  olmayabilir.
Problemlerin sebebini iyi analiz etmeliyiz.

kaynak: rehberlikportali

HAC KURALARI (2009)


T.C.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
HAC DAİRESİ BAŞKANLIĞI


2009 YILI HAC KURALARI .

 

HAC KURALARI İÇİN TIKLAYINIZ..


http://hac.diyanet.gov.tr/#
http://hac.diyanet.gov.tr/#
http://hac.diyanet.gov.tr/#
http://hac.diyanet.gov.tr/#
http://hac.diyanet.gov.tr/#
http://hac.diyanet.gov.tr/#
http://hac.diyanet.gov.tr/#

Hacı Bektaş Veli ve Mevlana

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi Bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli;

-"Helal değildir" diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der;

-"Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir."


Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahına gider ve Hacı Bektaş Veli'ye Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini birde Hacı Bektaş Veli'ye sorar.

Hacı Bektaş Veli'de şöyle der;

-"Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan ve toplum olmamız dileğiyle..

KAZA TESPİT TUTANAĞI FORMU

KAZA TESPİT TUTANAĞI İÇİN TIKLAYINIZ;

 

http://ktt.tsrsb.org.tr/TUTANAK.xls

 

http://ktt.tsrsb.org.tr/TUTANAK.xls

 

http://ktt.tsrsb.org.tr/TUTANAK.xls

KAZA TESPİT TUTANAĞI

 

 

Maddi hasarlı kazada kaza tespit tutanağı doldurulması uygulaması bugün yürürlüğe girecek. Yeni uygulama şimdilik zorunlu değil. İşte yeni düzenlemenin ayrıntıları:

 

Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB) Başkanı Hulusi Taşkıran, 18 Mart'ta düzenlediği basın toplantısında uygulamaya ilişkin detaylı bilgi vermişti.

İşte, Taşkıran ve TSRŞB Genel Sekreteri Erhan Tunçay'ın anlatımıyla 2 yıldır üzerinde çalışılan ve yurtdışındaki uygulamalar incelenerek hazırlanan yeni sistem:

Maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağı sayesinde, kazadan sonra taraflar, kazanın oluş şekli üzerinde mutabakata varıp, trafik polisini beklemeden olay yerinden ayrılabilecek ve tutanakta doldurulan forma göre hasarlarını sigorta şirketlerinden tazmin edebilecek.

Kazaya karışan tarafların bu tutanakları karşılıklı imzalaması gerekiyor. İmzasız tutanaklar geçersiz sayılacak.

Taraflar sadece kazanın "oluş şekli"ne yönelik olarak mutabakata varabilecek. Tutanağa "kusur oranı içeriği" yazılmayacak.

Taraflardan, kazanın oluş şeklini içeren kroki çizilmesi ve buna ilişkin görüşler yazılması da isteniyor.

Taraflardan anlaşmaları halinde, araçlarını emniyet şeridi veya boş alana çekerek trafiği rahatlatmaları ve tutanakları uygun bir alanda doldurmaları bekleniyor.

Ancak, bu yapılmadan önce - eğer olanak varsa - taraflardan kazanın fotoğrafını çekmeleri ve sigorta şirketlerine iletmeleri isteniyor.

Tutanakta görgü tanığı bölümü de bulunuyor. Bu bölümün doldurulması şart değil, ancak tutanakta çok bilgi verilmesi, krokinin doğru çizilmesi, işin hızlı ve etkin çözülmesi açısından yarar taşıyor.

Tutanağın taraflarca sigorta şirketlerine ulaştırılmasında zaman açısından bir kısıtlama bulunmuyor. Uygulama tek taraflı kazaları da kapsamıyor.

Form nereden temin edilecek?


Her araçta olması için 5 milyon adetlik kaza tespit tutanakları şirketlerin talepleri doğrultusunda dağıtıldı. Bugün itibarıyla yapılacak poliçelerle de bu formlar verilecek.

Nisan ayı içinde kişilerin ellerinde form bulunmaması halinde beyaz bir kağıda, kazaya ilişkin bilgiler ile bilgiler doğru olmak kaydıyla, ehliyet numarası, kimlik numarası, adresi, telefon gibi bilgilerin yazılması yeterli olacak.

Formlar fotokopi yoluyla çoğaltılabilecek.


Nelere dikkat etmeli?

Maddi hasarlı kaza durumunda mutabık kalınması halinde iki önemli nokta var:

1. Arabayı kaza yerinden çekmeden taraflar birbirlerinin ehliyetlerine bakmak durumunda. Amaç: Karşıda geçerli bir ehliyet var mı, yok mu?

2. İki tarafın da trafik sigortası var mı?

Nasıl uygulanacak?

"Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı" oluşturulurken, Avrupa Sigortacılar Birliği'nin (CEA) AB ülkelerinde meydana gelen kazalarda kullanılmak üzere hazırladığı form örnek alındı.

Yalnız maddi hasarlı trafik kazalarında taraflar, kazanın oluş şeklinin kendilerince doldurulacak tutanak ile tespitinde anlaşırlarsa tutanağı doldurup imzalayacak.

Hak sahipleri, karşı tarafın Karayolu Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) poliçesini veya kendi araçlarının kasko sigorta poliçesini düzenleyen sigorta şirketine doldurdukları tutanak ve varsa fotoğraf ile başvuracak.

Sigorta şirketleri, en geç takip eden iş günü sonuna kadar tutanağı elektronik ortamda Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi'ne (TRAMER) ve TRAMER tutanağı, başvuru konusu trafik kazası ile ilgili Trafik Sigortası poliçesini düzenleyen sigorta şirketlerine en geç takip eden iş günü sonuna kadar elektronik ortamda iletecek.

Sigorta şirketleri, tutanağın TRAMER tarafından gönderilmesinin ardından 3 iş günü içinde kaza krokilerini de dikkate alarak, tutanak çerçevesinde yüzde sıfır, 50, 100 oranlarına göre sorumluluk değerlendirmesi yapacak.

Sigorta şirketlerince varılan mutabakat, süresinde değerlendirmesini iletmeyen şirketler için de bağlayıcı. Şirketlerden birisi sorumluluk değerlendirmesini TRAMER'e göndermesine rağmen, diğer şirketler göndermemişse değerlendirmede, gönderen şirketin belirlediği sorumluluk oranı esas alınacak.

TRAMER tarafından gönderimi izleyen 3 iş gününde yapılan şirket değerlendirmelerinde farklı sonuçlara ulaşılmasının tespit edilmesi durumunda tutanak, Tutanak Değerlendirme Komisyonu'na sunulacak.

Komisyon tutanağı ve varsa fotoğrafları inceleyerek, sorumluluk oranlarını kesin olarak belirleyecek ve TRAMER aracılığıyla ilgili şirketlere bildirilecek.

İlgili sigorta şirketi, kendisine sorumluluk oranının iletilmesinin ve gerekli belgelerin tamamlanmasının ardından 8 iş günü içinde tazminatı ödeyecek.

TRAMER hak sahiplerinin tutanak incelemesinin hangi aşamada olduğunu internet üzerinden öğrenmelerini sağlayacak altyapıyı kurdu.

Hangi durumlar kapsam dışında?


Sürücü belgesiz motorlu araç kullanılıyorsa veya yetersiz sürücü belgesi ile motorlu araç kullanılıyorsa, sürücüde yaş küçüklüğü varsa, sürücüde alkol veya akıl sağlığı şüphesi varsa, kazaya karışan araçlardan birinin veya daha fazlasının kamu kurumlarına ait olması, kamu kurumlarına ait eşyada zarar meydana gelirse, trafik kazasında sadece 3'üncü kişilere ait eşyalara zarar gelirse, kazaya karışan araçlardan birinin veya birkaçının trafik sigortasının bulunmaması halinde kaza tespit tutanağı trafik zabıtası tarafından düzenlenecek.

 

 

HABER7.COM

Trafikte 17 Yanlış İnanış. Araç kullananların okuması gereken uy

1. Usta sürücü düştüğü problemden kazasız sıyrılmayı bilir!

Yanlış!, Çünkü usta sürücü probleme girmeyen sürücüdür. Karşısına çıkabilecek her türlü tehlikeyi önceden görebilir, ona göre tedbirini önceden alır. Problemlerle uğraşmaz.

 

2. Otobanda tamam ama, şehir içinde emniyet kemeri takılmayabilir!

Yanlış! Emniyet kemeri hayat kurtaran en önemli güvenlik gerecidir. 50 km/s hızda meydana gelen bir çarpışmada otonun içindekiler emniyet kemeri takmadıkları takdirde, 4 katli bir binadan aşağı düşmeyle eşit sok yasar.

 

3. Arkada oturanlar için emniyet kemeri takmak gereksizdir!

Yanlış! Motorlu araçlar bir yere çarptığında hemen durur, ancak içindeki yolcular ayni hızla bir yere çarpana kadar ilerlemeye devam eder. Arkada oturanların da yasam haklarını kullanmaları ve emniyet kemerlerini takmaları gerekir, Her ne kadar henüz kanunen zorunlu olmasa da, yolcuların güvenliği için geliştirilmiş olan emniyet kemerleri hayat kurtarır.

 

4. Lastik havalarını düşük tutarsak, hem daha iyi tutunur, hem de daha konforlu olur!

Yanlış! Lastik havalarının, aracın fabrika değerinin altında olmaması gerekir. Hatta yüke ve yolcu sayısına göre artırılmalıdır. Çünkü inik lastiğin tabanı yere yayılarak daha iyi tutunma sağlamaz. Aksine tabanın ortası yukarı kalkar ve yol ile teması kesilir. inik lastiklerin yalnız omuz kısımları yere basar. Lastik inikken; kayma hareketleri çok daha düşük hızlarda başlar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha geç cevap alınır. Belki daha konforlu sürüş yaparsınız ama, konforlu şekilde yoldan çıkar, konforlu şekilde çarparsınız!

 

5. Sıcak havada, lastiğin ısınmasını dengelemek için lastik havaları indirilir!

Yanlış! Lastiğin ısınmasının en büyük nedeni havanın sıcak olması değil, lastik havalarının düşük olması nedeniyle lastik yanaklarının daha fazla esnemesidir.

 

6. Yağmurda inik lastik daha az kayar!

Yanlış! inik lastikte su boşaltma kanalları kapandığı için yağmur suyunu çok daha az boşaltır hatta boşaltamaz ve su üzerine çıkma ve su yastığı üzerinde kayma (aqua planning) çok daha düşük hızlarda baslar.

 

7. Direksiyon saate gore 10'u 10 gece tutulur!

Yanlış! Direksiyon saate göre 9'u çeyrek gece tutulur. Bu pozisyon, acil bir durumda her iki yöne eşit miktarda direksiyonu çevirebileceğiniz tek pozisyondur;

 

8. En iyi koltuk pozisyonu, sürücünün en rahat ettiği pozisyondur.

Yanlış! Sürücünün doğru koltuk pozisyonu öncelikle otomobile hakim olabileceği ne çok uzak, ne de çok yakin bir pozisyondur, Koltuk mümkün olduğunca dik olmalıdır. Direksiyon 9.15 pozisyonundayken kollar dümdüz olmamalıdır. İdeal dirsek açısı 120 ile 135 derece civarındadır. Evimizde TV seyrettiğimiz koltuk pozisyonu çok rahat olabilir, ama bu pozisyonda otomobile ve trafiğe hakim olabilmek çok zordur.

 

9. Motorlu araçlar lastiğin üzerinde gider!

Yanlış! Motorlu araçlar lastiğin içindeki havanın üzerinde gider. Eğer lastiğin içinde hava yoksa, hiçbir yere gidemezsiniz, Doğru lastik havası, ayağınızdaki ayakkabı numarası gibidir. Ayağımızı sıkan veya bol gelen bir ayakkabıyla nasıl yürüyemezseniz, otomobilin yol tutuşu da aynı şekilde bozulur.

 

10. Ani frenlerde önce frene basıp, durmaya yakin debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanıp daha kısa mesafede dururuz!

Yanlış! En etkin yavaşlama frenle debriyaja aynı anda basılarak yapılır. Böylece fren anında motor devre dışı bırakılarak, motorun aracı ileri götürme kuvveti yok edilir.

 

11. ABS (Anti Blokaj Fren Sistemi) mekanik frene göre çok daha kısa mesafede durdurur!

Yanlış! ABS fren sistemi olan bir araç tekerleklerin kızaklamasını önler ve fren sırasında manevra yapılabilmesini sağlar. Ancak, daha kısa mesafede durdurmaz. Bilinen fren bağıntılarında fren uzunluğu aracın dört tekerleğinin de TAM BLOKE olup (yani dönmeden) kayarak Yol üzerinde lastik izi bıraktığı durum için hesaplanır. Yayınlanmış olan tüm fren boylarındaki kabul böyledir. Halbuki ABS tekerleklerin tam bloke olmasını engeller.

 

12. Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalını pompalayarak daha kısa mesafede durulabilir!

Yanlış! Pompalamak için ayak fren pedalı üzerinden çekildiğinde, aracın ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Doğrusu; panik frende fren pedalı üzerindeki basıncı azaltarak lastiğin dönmesini sağlamaktır. Ancak ayak fren pedalından kaldırılmamalı ve fren yapmaya devam edilmelidir,

 

13. Doğru takip mesafesi hızın yarısıdır!

Yanlış! Bu yöntem kullanışlı olmamakla birlikte, hata payı yüksektir. İdeal takip mesafesi (kuru havada) 2 saniye arkadan takip etmektir. Yağışlı havalarda veya yük durumunda bu sure 3-4 saniye olmalıdır.

 

14. Dörtlü ikaz (flaşör) tünele girince yakılır!

Yanlış! Dörtlü ikaz sadece trafiğe tehlike yarattığı durumlarda yakılır. Yani olası bir kaza veya ariza halinde. Tünelde kısa farların açık olması yeterlidir.

 

15. Gündüz kısa farları yakmak trafiktekilerin gözünü alır!

Yanlış! Gündüz kısa far yakmak, daha erken fark edilmenizi ve size tehlike yaratacak olan kişilere kendinizi daha erken göstermenizi sağlar. Gece yakılan kısa farlar gözümüzü daha çok alır. Sadece kapalı ve yağışlı havalarda değil, güneşli havalarda ve hızlı yol kesimlerinde de kısa farların açılması kendi sürüş güvenliğiniz için önemlidir.

 

16. Çocukları uyarmak için korna çalınır!

Yanlış! Çocukları uyarmak için korna çalınmaz! Korna onların paniğe kapılıp beklenmedik bir reaksiyon vermelerine yol acar, En iyisi iyice yavaşlamak ve gerekirse durmaktır

 

17. Yoğun siste en iyi gitme yöntemi dörtlü ikazları yakmaktır!

Yanlış! Yoğun siste en iyi gitme yöntemi hiç gitmemektir. Çünkü siste daha iyi gören Sürücü yoktur, daha çok risk alan sürücü vardır. Görüş mesafesi yeterliyse siste sarı camlı gözlükler takılarak, sis lambalarını ve kısa farları yakmak, sileceklerinizi çalıştırmak, yerin kayganlaştığını dikkate alarak, takip mesafesini artırmak ve sollama yapmamak daha güvenli yol almanıza yardımcı olur.

 

                              

Unutmayın!

 

Hayatiniz boyunca ölümlü bir trafik kazası geçirme olasılığınız %33'tur.

 

Rus ruletinde bile bu oran % 17'dir.

 

Lütfen, trafikte araç kullanmanın bir yaşam işi olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın

"ATATÜRK" hakkında duymadıklarımız

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ
"Atatürk" hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış* Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞ UCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU

Binlerce kitabi vardı.Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in unlu Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır* her gün rasgele bir yerinden acar* birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fob" adini verdiği köpeği* Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI

En sevdiği dans valstı. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına onculuk edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİVERTE YER YOKTU

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi.Lacivert takım giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ

Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE
Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor* çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur* günün ilk kahvesini sigarasını içerdi.Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI

Evinde *çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞ GÖRÜLÜ LİDER

Koylunun birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli yanmış*"Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş* Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".

18.BU NASIL HALKÇILIK?
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti.Kondüktörü n milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş* "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19.LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir hocam*adam olmak!"

20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİLE MERAKI

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.
22.FASULYESİNE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı.Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: " T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ AÇTIRDI

Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış* "Hafız Hanim benim hatırım için basındaki örtüyü acar misin?" diye sormuştu. Kadın bas örtüsünü açarak * Atatürk`un önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner * yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS

Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAĞCILARA GEÇİT YOK

Yağcılığa çok kızardı Bir aksam sofrası da kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdulhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBAŞI GECESİ
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK

Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`de özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı

Sıfırdan Zirveye

Vadiden zirveye hızlı yükselmek için üzerinizdeki 'ağırlıklardan' kurtulmakla işe başlarsınız. Yolda önünüzdeki gidenleri gerinizde bıraktıkça ilerlediğinizi hissedersiniz. Yükselmek için zirveye yüzünüzü çevirdiğinizde, çoğu kez vadidekilere sırtınızı dönersiniz. Bazen dağ sanarak tırmandığınızın tepe olduğunu görürsünüz. Siz yükseldikçe vadidekilerin görüntüsü küçülür. Yükseldikçe iklim sertleşir, psikolojik sıcaklık, hassasiyet düşer. Çevrenizde daha az 'insan' daha çok -sizin gibi- 'tırmanıcı' görürsünüz. Tırmandıklarınızla kazıyarak yükseldikçe, tırnaklarınızın altına bazı pislikler dolar!

 

Çıktığınız zirve, daha büyük zirveleri görmenizi sağlar. İçinizdeki bir ses daha büyük bir başka zirveye tırmanmak için yeniden vadiye inmenizi söyler, diğer ses itiraz eder: "Bir daha başladığın yere dönemezsin!" der. Vadideki kadar cesur ve gözükara olamadığınızı görürsünüz, çünkü kaybedecek birşeyleriniz vardır artık. Sahip olduklarınızın aslında size sahip olduklarını görürsünüz. Sonunda tek amacınız 'zirvede kalmak' olur. Sırtınızı zirveye, yüzünüzü vadidekilere dönersiniz. Doğa yasasıdır; daima yüzünüzü döndüğünüz yönde ilerlersiniz!

 

Zirvede yaşamak yarışmaktır. Her gün unvan maçına çıkmaktır. Kazandıkça, vizeniz uzatılır. Skor tabelanızdaki rakam kadar değeriniz vardır. Sonuç almak her şeydir. Burada skor tabelası tanrısına tapılır! Sükunet, saadet ve samimiyet vadide kalmıştır. Zirvelerin tanrısı huzur değil hareket, saadet değil görkem, samimiyet değil profesyonellik ister. Geçmişte hafiflemek için vadide bıraktığınız 'ağırlıkların' önemini belki bir gün anlarsınız ama onları geri almak için kazandıklarınızı kaybetmeyi göze almanız gerekir.

 

Yine bir gün görürsünüz ki, zirveler kişilere mülk değil, devremülktür! Artık inme vaktiniz gelmiştir. Biraz hüzün kaplar içinizi. Zirvede ölmek şans, ölmeden inmek eğitimdir. En iyi manzarayı tırmanırken değil, zirveden inerken görürsünüz. Yükselirken sırtınızı döndüğünüz yaşamı ve insanları inerken yeni bir gözle 'okursunuz'. Tırmanırken bilginiz, inerken bilgeliğiniz artar. Sonunda hayattan aldıklarınızın, verdiklerinizin matematiği biter. Sizden geriye belki hoş bir ses, belki bir cümle, belki bir imge kalır. Ve bir iç ses "ben hayata oradan baktım" Ait olduğum yerde yaşadım!" Görkemli başarıların işte böyle hüzünlü bir ritmi vardır.